Euston- Victoria arası

Euston durağında inip Victoria line a geçmek için platform değiştiriyorum. Southbound platformu çok kalabalık, inen zor iniyor binen ancak bir sonrakine biniyor, normalde 3dk da bir gelen trenin gelmesine 6 dk var. Bir saksafon sesi başlıyor oldukça yakından, sanki istasyonun iç kısmında değil de platformun bir köşesinde çalıyor gibi. Saksafonun dolgun sesinden hoş ve rahatlatıcı, bir sonraki notası tahmin edilemeyen melodiler yayılıyor. Kimisi ücretsiz dağıtılan gazetesine gömülmüş, kimisi elinde valiziyle sonraki trenin dakikalarını kontrol ediyor, kimileri müziğin etkisiyle durduğu yerde sallanmaya başlıyor. Sürpriz bir neşe yayılıyor havaya, arkada oturmuş neye ağladığı belli olmayan bir kadın gözyaşlarını siliyor, az evvel müziğe dikkat kesilmeden önce görmüştüm onu, üzülmüştüm içimden ve her neye ağlıyorsa bir an önce rahatlamasını dilemiştim. Bir hafta önce aynı yolculuğu yaparkenki kendi halimi hatırlatıyor. Müziğin onu rahatlatışını izlemek yavaş yavaş gevşetiyor okuduğum haberlerden ötürü kasılan suratımı… O sırada bir esinti, karanlıkta komik hiç kapanmayan kedi gözleri gibi parlayan iki ışık, tren geliyor. Yığınların arasında kendimi istenmeyen nir misafir gibi zorla kabul ettirdiğim trene ilk binenlerden olup zafer kazanmış gibi sırıtıyorum. Ardımda bıraktığım saksafon sesi ve neşeli tınıları hatırlar hatırlamaz unutuyorum zaferimi.

Bu 6 dklık müzikli an nasıl da unutturmuştu herşeyi. Hep hatırlamadığına ve küçük kesintiler halinde olsa da sıkça derdiyle arasına giren herşey için şükrebiliyor insan.

Ne çok kötülük oluyor bir gün içinde. Zaman, geniş zaman misal ömür, bir altın tozu kesesi gibi, öyle kıymetli, her kötülük yeni bir delik açıyor kesede. Bir o kadar da herbir deliği yamarcasına sürprizler çıkıyor, günde en az birkaç tane ve hepimiz için oluyor bu. Berbat durumlara da düşsek her keseye yama dağıtılıyor.

Victoria hattı üzerinde Vauxhaul’da inip güneye yönüne giden ve Kingston’dan geçen trenlerden birine atlıyorum. Güney trenlerinde giderken gökyüzü alabildiğine genişliyor. Gün batımı ışıkları üzerinde bir pembelik bırakmış birkaç tembel bulut, hava karardıkça koyboluyor. Trenlerle seyahat ederken dümdüz uzananırken görebildiğiniz bu şehri, her istasyonu geride bırakırken daha da kararan havada izlemek benim bohçanın en güzel yamalarından biri. Bu kısacık seyahatler kurtarıcım. Kesemin kutsal yamaları. Kendi kendime kalmadığım her gün ayrı, bu seyahatler için ayrı şükrediyorum.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s