Eşya = yük / Eşyasal hastalıklar…

Screenshot 2016-01-15 22.40.41İki haftadır Türkiye’deydim, tatil kelimesini kabul etmiyorum hayır tatil filan değildi. Öyle yoğundu ve öyle yoruldum ki tatil demek için kafayı yemiş olmak lazım. Madonna gibi turne yaptım resmen. Bu yoğunluk içinde bir de ani bir kararla evimizin boşaltılması fikri çıktı, mantıklıydı çünkü biz burada olduğumuzda atıl bir şekilde kimsenin işine yaramadan beklemesi benim de içime sinmiyordu. Zaten ben malı mülkü kurtulunması gereken yük olarak gördüğümden atladım bu fikrin üstüne fakat kısa sürede meşakkatli bir işlem olacağını da biliyordum çünkü normalde iki üç hafta süren bir işlem için iki gün -o da tam değil- süremiz vardı. Ama niyetimiz en azından özel eşyayı toplamak, paketlemek, biz yokken de taşınabileceği hale getirmekti. Bu arada istiyordum ki dağıtabildiğim eşyayı ihtiyacı olana dağıtayım. Çünkü ne zamandır kafamda neyin kime verilebileceği netleşmişti. Çok pratik bir şekilde halletmeyi hedefliyordum ama bir takım nedenlerden dolayı olmadı. El altından birkaç şey halletmeye çalıştım ama birçok şey de aklımda kaldı.Screenshot 2016-01-15 22.39.27

Kısa sürede koca bir evi toplamaya kalkmanın bana verdiği büyük büyük dersler oldu, ev düzenine, yaşam alanına, eşyaya bağlılığa dair hatalarımı yazmak istiyorum aslında, bir daha yapmayayım diye.

  1. Biriktirmek hastalığı: Ben ki kalabalığı sevmem, ben ki biriktirmeyi sevmem elime geçeni atarım güya, ama öyle çok biriktirmişim ki meğer ben, sandığım ben değilmişim. İnsan ilk evlendiğinde hani çok hediye geliyor filan ya onları azmedip hep elden çıkarmışım da yine de bitirmemiştim tam olarak. Deli gibi hiç kullanılmamış ıvır zıvır bir dolu eşya çıktı. Biriktirmişim resmen. Güzel diye, bir gün olur kullanırım diye, birine veririm diye, şunu şöyle olunca kullanıcam diye diye günler tükenmiş ve hiç kullanmamışım o eşyaları. Sevdiğim şeylerden iki üç tane almışım başkalarına da veririm diye, ama vermemişim. İçimi sızlattı onlar. Bir dostuma çok güzel bir kutu boyamışım vermemişim ama. Ah şu zamanında yapılmayan, ertelenip duran işler, beni bunlar mahvettiler… Bir şey lazım olur diye bekletmişim, halbuki o an ona ihtiyacı olan biri olabilirdi ve ona verebilir ihtiyacını giderebilirdim. Bir kurdele, bir küçük mumluk, bir duvar saati, küçüklü büyüklü bir dolu eşya biriktirilmek yerine verilebilirmiş meğer.
  2. Kıyamadığım diye bir eşya olmamalıymış: Dünyada bu cümleye değer bir eşya yok bence. Çok güzel eşyalarım oldu hiç biri kıyamayıp kullanılmayacak değildi şimdi anlıyorum. Lavantalı bilmem nerden alınmış sabunlar buldum, bilmem ne gün için dikilmiş kıyafetler, bilmem ne ülkesinden alınmış bakım malzemeleri, defterler, dibi görülmemiş çikolata kutuları, takılmamış takılar, giyilmemiş süslü terlikler… hepsi boşuna gitmiş gibi geldi gözüme paketlerken. Kıyıpta kullanmadığım masaörtüleri, günlük masaörtüleriyle eşitleniverdiler gözümde. İnsan, kıyamıcaksa zamana kıyamamalı, insana kıyamamalı ama eşyanın canına okumalıymış meğer. Eskitmeliymiş ya da vermeliymiş, vaktindeyken kullanmalıymış, eline geçen bir şeyin o an hakkını vermeliymiş, çünkü aslolan o ‘an’mış, anladım.
  3. Aynı eşyadan birkaç çeşit alma: Ev alışverişi yaparken biri günlük biri misaifrlik diye malumunuz herşeyden iki ya da daha fazla alınır. İki yemek takımı, iki çatal bıçak takımı falan filan. Bana çok ters gelmişti bu düzen, bir tane olsun kim olursa olsun onu kullanayım istemiştim ama beni bir eleştirdiler bir topa tuttular, mahalle baskısı derken ne olduysa oldu iki oldu, biraz zaman geçip zevkler değişince üç oldu, ay bu çok güzel deyince dört oldu, bir baktım ki üç aileye yetecek kadar mutfak eşyası var dolabımda. Bu durum haksızlık gibi geliyor içime sinmiyordu ama deli gönlüm de hiçbirinden vazgeçmiyordu. İşte fırsat bu fırsat deyip biri hariç hepsinden kurtuldum sayın seyirciler. Bir rahatladım bir huzur buldum ki sormayın. Hem de zamanında çok beğenen, çok sevdiğim insanlara gitti, onlarda güle güle eskitirler umarım.IMG_20140518_092829Screenshot 2016-01-15 22.38.28
  4. Daha çok misafir çağırmalıymışım: Çok zevkle dekore etmiştim evimi. Evleniyorum diye hiçbir dekor unsurunu aceleye getirmemiştim. Zamana yaya yaya, zevkim oturdukça, yavaş yavaş düzenlemiştim. İçine girenin içi açılırdı, renkler çok rahatlatıcıydı, göz yoruculuğu yoktu, gereksiz kalabalık yoktu, duvarlarında kuşlar vardı, her yerinden güneş alırdı, herkesin evi gibi değildi ama herkese iyi gelen sıcak bir enerjisi vardı evimin. Bu huzur bulduğum, güzel olduğuna inandığım ortamı neden daha fazla insanla paylaşmadım diye yandım toplanırken. Misafiri çok severdim ama yeterince ağırlayamadıysam demek aklıma bir sürü güzel insan geliyor davet edemediğim. Keşke zamanı daha verimli kullanıp misafirimi çoğaltsaymışım, daha çok şey paylaşsaymışım o sevdiğim ortamın içinde. Sanırım herşeyden çok en çok buna pişmanlık duyuyorum.Screenshot 2016-01-15 22.41.05

Screenshot 2016-01-15 22.39.09Screenshot 2016-01-15 22.39.4620140323_112251Bunlar pişmanlık gibi bir his veriyor ilkin ama sonra yerini çıkarılmış derslere bırakıyor. Sanki dünyadan göçüp giderken malı mülkü geride bırakmanın küçük bir simülasyonunu yaşadım 130 metrekareden 25 metrekareye sığışınca. Ailenin kadınları tasalanıyor yepyeni tertemiz eşyanı kullanamadın, eskitemedin, ne de özenli dizdiydin filan diye ama yok benim beynimde başka bir resim canlanıyor, demek ki bu dünyadan hiçbir şey götüremiyorsun, dünya malı dünyada kalıyor dedikleri bir resim. O kadarını idrak edememişimdir muhtemelen ama bir varmış bir yokmuş dünyasında konumuz gerçekten bu olmamalı. Heleki o eşyanın asgarisine ihtiyacı olan bir dolu insan varken. Buna tasalanmak ayıp sayılmalı… İnsan yaşadıkça öğreniyor işte… Ne yapmamam gerektiğini görmek için geleceğe bir not olsun bunlar da. Eşya ne kadar şirin şekillere girerse girsin bir yerde yük insana. Vermek de bu yükten kurtulmanın en sevimli yolu. Tanıdığım biri var, ömrümde öyle cömertçe veren bir insan görmedim. Eline ne geçerse verir, hiç sakınmaz, hem de en güzelini verir. Hani dersin ki insan güzelini bir köşeye koyar da beğenmediğini başkasına verir yok o öyle değil, ama o verdikçe Allah da ona veriyor, buna gözlerimle o kişide şahit olmasaydım bu kadar kolay inanmazdım. Ee boşa dememişler verenin sırtı yere gelmez diye… Bir de merak ediyorum benim eşyayla imtihanım ne zaman bitecek diye?!

 

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s