Londra’nın en tatlı semti: Hampstead

DSC_0014Tabi ki bana göre! :D Başkasına göre ne bileyim ne?!

Şarkıyı yazıya eşlik etmesi için seçtim, çünkü yazarken hep bu şarkıyı dinliyordum. Hem de Brighton’da çekilmiş klibi!

Hampstead, Londra’nın kuzey batısında hafif inişli çıkışlı yokuşlu bir güzel semt. (Londra’nın Kuzeybatısı’nı seviyorum, Kuzey’leri hep sevdiğimden midir nedir, diğer bölgelerden başka türlü geliyor bana buralar) Bir dolu butik dükkanıyla, şirin kafeleriyle, biraz sofistike az biraz bohem, bir parça sanatsal bir parça masalsal, evleri hep eski ve zevkli (ki Londra’nın evleri hep eski, apartman diye bir kavrama çok yabancı kalmış bir memleket burası :), her daim pencereleri çiçekli, sokakları kedili köpekli, dev bahçeli malikaneleri ve kocaman ormanlarıyla, şehrin tam avm yapılacak yerlerine utanmadan korudukları yemyeşil doğasıyla (halbuki sökücen hepsini, dikecen dizi dizi avmleri dimi ya…) Hampstead bana bir başka güzel. Nesi mi güzel?

DSC_0023DSC_0088DSC_0116DSC_0012DSC_0001DSC_0134DSC_0111

Yüzyıllardır içinde yaşayan sahipleri olan fakat sonradan bir bölümünün ya da en azından bahçesinin halka açıldığı, bazılarında hala yaşayanların olduğu büyük malikaneleri ve bu malikanelerin etrafını saran dev bahçeleri, dönüm dönüm ormanları var. Eskiden atla alıp gezilir, özel günlerde halkın da davet edildiği büyük partiler verilirmiş bu kocaman yeşillik alanlarda. Misal İzmir’in Kültürpark’ı, ama otoparka çevrilmemiş hali, misal Ankara’nın Odtü ormanı, ama halka açık hali ya da neredeyse Kızılay kadar büyük bir yeşil alan ama talan edilmemiş, adım başına bina dikilmemiş hali…

Bu malikanelerden Kenwood House var mesela, benim en sevdiğim, Pazar günü güneşlenen, köpeğini gezdiren, çocuğuyla oyun oynayanları görebileceğiniz muhteşem bir bahçesi var mesela. Çok İngiliz, adeta bir Downton Abbey sahnesi, bir Jane Austen romanı, bir Pride and Prejudice havası… hep masalsı, her mevsim görülesi…

Hampstead Heath (Hampstead Kırlığı) var yine bu semte adını veren kırlık alan. Devasa bir orman, bir ucundan diğer ucuna en kısa haliyle 5km vardır, yürüyüş, koşu gibi sporsal faaliyetler, ve de benim gibi yaprak toplayayım fotoğraf çekeyimciler için harika bir yürüyüş yeri. 210 nolu otobüse Golders Green’den ya da diğer geliş yönü olarak Finsbury Park’tan binerseniz ve Jack Straw’s Castle durağında inerseniz ufak patikaları takip ederek yukarıdan aşağıya ormanın içinden bir yolculuk yapabilirsiniz. Bahar ve Yaz aylarında aşağıda varacağınız noktada panayır gibi fuar gibi bir eğlence alanıyla karşılaşabilirsiniz. Burdan bir yol Hampstead Heath Overground’ çıkıyor ama sanırım benim bu anlatımlarımın yanı sıra Citymapper’dan da destek alırsanız daha sağlıklı olur. Çünkü birçok yol var ve hepsi bir başka yöne çıkıyor.

2015-08-05 17.16.37 2015-08-05 17.18.29 2015-08-05 17.29.36 2015-08-05 17.18.22 2015-08-05 17.16.26Golders Green (bu istasyon da Nothern Line üzerinde) üzerinden giderseniz, buradan yine 210 nolu otobüsü aldığınızda hemen bir kaç durak sonra sağda Golders Hill Park’ı göreceksiniz. Burası da görülesi hoş bir park ama epey yaban kısımları var, hava çok karanlıktı benim gittiğimde ve bir de yalnız olduğum için birkaç yabani hayvan görünce tüydüm resmen ama siz daha fazlasını keşfedebilirsiniz. İçinde hoş bir kafe var Golders Hill Park’ın, denenebilir.

Bir de Finsbury Park yönüne giden 210 ile Golders Green’den binip hiç inmeden devam ettiğinizde Highgate tepesini aşınca sağda Waterlow Park var. Highgate mezarlığının yanında. Bu park da çok güzel bir park, bayılmıştım yazın başında gittiğimde. Sonra tekrar uğrama fırsatım olmadı ama iki üç kere detaylıca dolaşma fırsatım oldu burayı, sonbaharda nasıl güzeldir kim bilir. Bu park Archway İstasyonu’na da oldukça yakın, sonrası zaten Holloway. Archway’de inip birkaç durak yokuş yukarı yürümeniz gerekebilir ama benden söylemesi :)

DSC_0140DSC_0041DSC_0136DSC_0102DSC_0013DSC_0119DSC_0065DSC_0160

DSC_0141Sadece park ve yeşillik yok elbet, çok sevimli kafeler de ara sokaklar da var. Highgate civarında tam tepede( hem 210 ile geçebileceğiniz hem de Archway’den yokuş yukarı biraz fazla yürüyebileceğiniz bir yer) La Pain Quotidien var mesela, dışarıdan görüntüsü bile çok şirin, ki bence çayları kahveleri de hoş buranın. Hemen az ilerisinde High Tea of Highgate adlı şipşirin bir kafe var. Burayı bir sürü kişiye tavsiye etmiş, bir dolu fotoğrafını çekmiş ama içeri oturup bir bardak çayını içememiş bir garibim :) Buradan Holloway ya da Archway’e doğru inerken az önce dediğim gibi Waterlow Park var, oranın içinde de yeşilliklere bakan sevimli bir restoran kafe tarzı bir yer var. Her gittiğimde kapalıydı, bir de siz kapyı çalın bakalım sonra bana söyleyin güzel miymiş çayları ;)

Hapmstead Heath Overground İstasyonu tarafında da harika yerler var. Butikler özellikle çok sevimli. Zaten buraların Charity Shop’ları bile ayrı bir zevkli. Buralardaki Charity Shop’lardan hep güzel şeyler buluyorum. Hampstead diye bir de ayrı tube station var, Nothern Line (Siyah Hat) üzerinde. Bu istasyondan çıktığınızda da çok sevimli sokak araları ve butikler ve kafeler var. Yürüyebildiğiniz kadar gezin efenim!

DSC_0072DSC_0015DSC_0082DSC_0125DSC_0103DSC_0104DSC_0047Bir de ara sokaklarında bahsetmek istiyorum ki epey bir yürümüşlüğüm var buralarda. Fotoğraf çekme sevdası bana neredeyse her sokağı karış karış yürüttü. Bir de bana burası metropolün içinde kırsal havası veriyor. Londra çoğu insanın gözünde karmaşık ve yorucu bir şehir, ama bence öyle sakin köşeleri var ki kendinizi o karmaşadan kolayca ayırabilir hatta isteseniz son derece izole bir hayat bile yaşayabilirsiniz. Sanırım biraz deneyimle, biraz da ikamet edilen yerle ilgili.

Evimin yakın olması sebebiyle her fırsatta kaçtığım, hadi biraz hava alalım denildiğinden benim ağzımdan dökülen ilk kelime Hampstead. Eşsiz tonlarda görüntülerle hafızama işlenen Hampstead. Gezilecek görülecek yer tavsiyesi sorulduğunda hemen önerdiğim Hampstead. Londra’nın neresinde oturmak istersin deseler o da Hampstead, yokuşlarına rağmen :) Masal gibi bir semt. En güzeli yürüyerek gezmeli, benim gibi ayaklarında zorlanma yaşayanlar için biraz zahmetli ama inanın ki değiyor ve o kadar hoş ki yürümesi çoğu zaman oturana kadar ağrı hissetmiyorum :)

Turistik yerler bittiyse Hampstead’i tavsiye ederim. Burada yaşayanlara da Pazar günü birçok yerin kaplı olabileceğini hatırlatarak havalar çok da soğumadan bir Hampstead çıkarması yapın derim. Keyifli gezmeler!

DSC_0010

DSC_0063DSC_0016

2 thoughts on “Londra’nın en tatlı semti: Hampstead

  1. sizi instagramda bulalı iki ya da üç gün olmuştur…bloga gelmek bügün kısmetmiş…son onbeş gündür evin içinde dönüp duran konuşmalar ne kadar ruhumu bunaltsa da bu yazı haddinden fazla hoşuma gitti…İngiltere’ye yerleşme planları gündeme geldiğinden beri resmi olarak ikiye ayrıldım…bir kısmım ne işin var yahu,otur yerinde diyor,diğer kısmı da gitmek için aşırı sabırsız…bu bitmesin istediğim yazı gitme taraftarı yarımı çoşturdu…harikaydı,umarım daha çok yazarsınız…sevgiler

    Like

    1. Merhaba, çok özendirici olunca mahcup oluyorum aslında, çünkü yazı çok öznel, kişisel olduğundan seveni de olabilir sevmeyeni de, ben sevdiğim şeyleri paylaşmaktan hoşlanıyorum. Olumsuz yönleri yok diyemem, ama hem onlar da çok kişisel hem de aynı olumsuzlık her yerde olabilir. Umarım sizin için en hayırlı kararı verir ve sonuçtan da mutlu olursunuz.

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s