Yazmak Anlaşılmamayı Göze Almaktır

DSC_0828

Milletçe zor günlerden geçiyoruz. Hep oluyordu zor günler elbet ama bu kadar çoğunluk ve ardı ardına gelmiyordu belki. Haksızlıklar, bir hiç uğruna yitip giden genç yaşamlar, ağlayan analar, bir çığ gibi büyüyor, göğe yükseliyor sanki. Üç gün elim kolum kesilmiş gibi oturdum, hiç bir şey yapamadım, bunun çözüm olmadığını biliyordum elbet ama, öyle bir şey işte acı, bilincini sakatlıyor…

Bu konuyu pek açmak istemiyorum çünkü hem çözümsüz bir şekilde tekrar tekrar kahroluyorum hem de konuşmanın hiç faydasını görmedim, onun yerine içime dönüp dua etmeyi seçiyorum ve konuşmaktan çok da işe yaradığımı hissettiriyor bu bana.

Başka bir şeye değinmek istiyorum ben aslında. Sağlıksız bir ortamda fikir üretmenin ne zor sonuçları olabileceğine, hayır için bile ağzını açsan karşındaki şerre kilitlendiyse hayrın hiçbir tesiri olmadığına. Sosyal medyanın nasıl bir kir akıtan nehre dönüşebileceğine. Olumsuzluk saçmak istemiyorum bundan imtina ediyorum fakat tespit yapmadan da duramıyorum. Baştan anlatayım…

Facebook çok kullanan biri değilim. Son bir kaç yıldır ya siyasi bir kutuplaşma dönüyor, o kutuplaşmanın bir parçası olsan da olmasan da sevilmiyorsun ya da zeka fukarası paylaşımlar yapılıyor, kimse kimseye bir şey katmıyor, öğretici, bilgilendirici, ufuk açıcı bilgiler otuzda bir paylaşılıyor, o da zaten diğerlerinin arasında kayboluyor, hiç bir şey kazandırmıyor aksine sinirleri bozmaya sevk ettiğinden bilinçli olarak kullanmıyordum. Hatta iki yıl kadar önce böyle bir yazı da yazmışım bloga. Bana kalsa çoktan kapatmıştım ama hiç görüşmediğim ama önemsediğim bir çok insanla aramdaki tek bağlantı olduğundan altı ayda bir durum güncellemesi yapıp çıkıyordum. Birçok arkadaşımın evlendiğini, çocuğu olduğunu aylar sonra öğreniyordum ama hiç de gocunmuyordum… Son zamanlarda yavrum Aylan’ın dünyayı sarsan o son pozundan sonra ve mültecilere karşı hissettiğim duyarlılıktan sık sık girip bir şeyler paylaşmaya başladım. Lakin hemen her yerde dikkat ettiğim gibi olumsuz, insanları kışkırtan ve ayrıştıran paylaşımlar da yapmamaya gayret ediyordum. Etmiyordum amma insanlar zaten o kadar kışkırtılmış, inandıkları ‘doğrular’dan başka bir şey görmez olmuşlardı ki sağlıklı bir iletişimin olmadığı hemen belli oluyordu. Bir çok paylaşımın başka bir noktaya çekilmesini garipsedim bir süre. Başka kişilerin de birbirine acımasızca en yüksek tonda şiddetle birbirine yorum yaptığına, adeta sözleriyle birbirlerini dövdüğünü görünce hayret ettim. Çok birikimi olmadığı her halinden belli kimselerin derin siyasi analizler yapmaya kalktığına şahit oldum. Allah’ın ayetlerini birbirine laf sokmak için kullananlar acıttı içimi en çok. Halbuki Allah o ayetleri bizim birbirimize karşı kullanmamız için göndermemiş, bize, doğrudan her birimize göndermişti benim bildiğim… En son Danimarkalı bir polisin yol üzerinde Suriyeli mülteci bir kız çocuğuyla oyun oynamasını paylaştım. Öyle güzel sevimli bir kare ki, iyilikten öte ne çağrıştırabilir düşünemiyorum bile… Ne biz kötüyüz onlar iyi, ne Danimarkalılar aman ne harika insanlar (harika da olabilirler pek ala ya da ben böyle düşünebilirim, kime ne) gibi bir niyetim var. Sadece ve sadece dünyanın bir yerinde iyi bir şey oluyor diye paylaşıyorum, başka yerde yapılan iyilik beni harekete geçirdiğinden paylaşıyorum. Ama insanlar öyle bir algıladı ki konuyu ‘bunlar iki yüzlü’ mü demeyen kaldı, özelden beni uyarmaya kalkamayan mı…

Bilimsel bir buluş paylaşıyorum, beni o kadar heyecanlandırıyor ki bu buluş görmeyen kalmasın istiyorum, herkese hitap eder etmez onu bilemem fakat paylaştığım için niçin yerin dibine giriyorum bunu çözemedim. Sanki suç işliyorum. Halbuki ne kıymetli böyle gelişmeler, dünyanın merkezinde yaşadığını sananlar için evrenin koca bir amaçla döndüğünü, sen olmasan da bu düzenin tıkır tıkır işlediğini gösteren ibretlikler…

Her siyasi fikirden, bir çok etnik kökenden ve çok çeşitli dünya bakışından arkadaşım var Facebookta. Benim de kendimce, kendime has fikirlerim var elbet ama kimseyi benim aksimi düşünüyor diye azarlamışlığım yok çok şükür. Fakat genelde öyle bir şuursuzca hareket etme var ki herkes ama herkes birbirine hain diyor. Herkes birbirine göre hainse bu ülkenin gerçek seveni kalır mı? Ne hikmetse, her ne niyetle paylaşmış olursam paylaşıyım birine göre muhakkak öteki olduğumu ve kötü sözler söylenmeyi sözde hak ettiğimi anladım. Eleştiri ile hakareti ayıramayana tahammülüm kalmadığından bir manifesto yazdım ve görmeyen kalmasın diye bir kaç gün üst üste paylaştım. Fakat şu Danimarkalı polis olayından sonra iyice anladım ki insanların ayarları şaşmış. İyilik de paylaşsan, güzellik de paylaşsan, hayır da paylaşsan eğer etraftakiler olumsuza kilitlendiyse derdini anlatamıyorsun. Bunu anladım ve Facebook’tan yine koptum.

Anladım ki yazmak anlaşılmamayı göze almak en başta. Bazı arkadaşlarım var bu uğurda yuhalanmayı, dışlanmayı, hakareti göze alıyor. Bildiği doğruyu savunmak üzere, insanlara anlatmak üzere belki onlarca hakaret duyuyor, anlaşılmamayı göze alıyor anlatmak uğruna. Ben öyle değilim sanırım. Gerçekten anlaşılmadığımı ya da yanlış anlaşıldığımı hissediyorsam üzerine bir de ne yapsam anlamayacak bir kitle varsa karşımda susmayı tercih ediyorum. Asla tepkisizlik değil bu, belki de tepkilerin en büyüğü benim dünyamda. Fakat ya hayır konuş ya sus diyeni örnek alıyorsam hayatıma, hayır da konuşamıyorsam her an, bana susmak düşüyor.

Ve bir güzellik de, susmak konuştuğun anları kıymetlendiriyor.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s