Yıkılan Tabular

Londra’ya geldikten sonra özellikle bir kaç konuda değişmez sandığım tabularımın yıkıldığını gördüm hayretle. Olmazların olabildiğini, olurların olmayabileceğini gördüm, kendi adıma şaştım ama bunları yazmadan da edemedim.
DSC_0874

Temizlik:

Bir kere Avrupa hiiiçç öyle çok temiz filan değil. (Çok fena genelledim:/) Birinci yıkılan tabu bu. İlk yurt dışına çıktığımda, Litvanya’ya gitmiş, şok olmuştum, evrupa evrupa dedikleri bu mudur diye. Sonra gördüğüm diğer ülkeler, bilhassa büyük şehirleri korkunç pisti. Roma’yı hep öyle kirli ve berbat bir kokuyla hatırlarım mesela. Yunanistan’ı, Atina’yı ona keza, Balkanlara hiç değinmeyeyim bile. Belki biraz İsviçre daha nezihti. Norveç (Oslo) hakkaten temizdi. Kimse kusura bakmasın amma Londra da çok fena bu konuda. Sokaklar çer çöp dolu, otobüsler pis, adım başı istifra yapılmış köşeler tiksine tiksine gezdim vallahi ilk aylarımı. Bu kadar pisliğin nedenlerini bilemiyorum belki çok kozmopolit olması, her çeşit insanın yaşaması zaman zaman düzenin bozulmasına sebep oluyordur. Biz boşu boşuna Avrupa temiz biz pisiz gibi bir aşağılık kompleksine girmişiz bir kere. Neymiş izmarit bile atılmazmış, yok vallahi öyle bir şey Londra’da, yerler izmarit, çöplük dolu. Allahtan bu kadar yağmur yağıyor da temizleniyor ortalık. Kendi ülkem diye demiyorum, vallahi temizlikte bir başkayız. Tamam bizde de öyle harika değil büyük şehirler bilhassa, ama bizim kendimizi daha aşağıda hissedeceğimiz kadar da değiliz. Burada birçok milletin için Türkler temizlikleriyle ünlü, bu ünü kazandıran Türk- Kürt kadınına ve tüm halkımıza selamlarımı yolluyorum :))

DSC_0763

Lakin bu konuda yıkılan başka bir tabu daha var asıl bahsetmek istediğim. Ben ortalama bir Türk annesinin çocuğu olarak büyüdüm, bunun anlamı annem çok temizdi :) Çünkü ortalama bir Türk kadını çok temizdir, hatta biraz aşırı temizdir. :)  Yani öyle dünyayı dar etmezdi (ya da dar ederdi de ben anlamazdım ne kadar dar olduğunu:) ) ama bilirsiniz işte eller yıkanmadan sofraya oturulmaz, sokakta gezilen çorap kapının önünde değiştirilir, yere oturulmaz yer pistir, yere düşen şey ıslak mendille bir güzel silinir, meyveler yıkanmadan yenmez… gibi gibi bir dünya klişeler vardır hepimizde. Bizimki ekstradan bir de para konusunda çok hassastır, o yüzden ne zaman paraya dokunsak en kısa zamanda elimizi yıkardık aksi taktirde terliğin tadına bakardık. :) Bir de yere yanlışlıkla filan otursak eve öyle girsek evlatlıktan reddedilme tehlikesi yaşardık, o kadar. Aşağı yukarı böyledir Türk annesi. Temiz kalma ve aynı oranda pislikten kaçma bizde yaşam tarzıdır. Böyle yapmazsam mikroptan öleceğime inandım ben hep. Bu yaşa geldim koca kadın oldum hala pisliği tolere edemiyorum, bir şey olmaz ya diyemiyorum, neden diye sorduğumda kendime hep hasta olursunlar, mikrop kaparsınlar yankılanıyor zihnimde. Halbuki buradaki insanlar bizim sahip olduğumuz bu hassasiyetin onda birine sahip değilken ne bir mikrop kapma var ne de pislikten ölme. Geçen gün otobüste bir kadın heralde 8 aylık civarı bebeğini otobüsün yerine bıraktı çocuk emekledi filan, ben şok geçirdim tabi, bizde olsa annem beni o otobüste bırakır giderdi, ben de çocuğuma aynını yapabilirdim pislendi artık bu çocuk diye :D Arkadaş hiç mi ürkmüyorsun pislikten, ki otobüs olabilecek en pis mekanlardan biri, toprak gibi doğal bir zemin de olmadığı için kendini temizleme kabiliyeti yok. Yani oraya o bebişi bırakıyor annesi ve bu çocuğa bir şey olmuyor. İşte bu olayda yıkıldı benim tabularım. Ki daha neler neler gördüm. İnsanlar pislenince ölmezlermiş meğer, hasta bile olmayabilirlermiş, sadece bağışıklık sistemi değişirmiş. Tabu yıkıldı ama ben hala öteki tarafta kaldım. Çünkü temizlik çok güzel bir şey, kendini hasta etmediğin, ölçüyü kaçırmadığın sürece :)

IMG_20150411_143539

Hava Durumları

Efenim benzer durumu havada yaşıyoruz. Allah aşkına söyleyin hangimiz duymadı ceyranda kalma üşütürsün, taşa oturma yumurtalığın şişer, yalın ayak gezme böbreğin düşer, dondurma yeme boğazın patlar, yağmurda ıslanma verem olursun, şimdi dışarı çıkma başına güneş geçer, bu havada top mu oynanır… vesaire. Gerçekten de olur ha, içersin terli terli soğuk suyu bir hafta yataktan çıkamazsın. Anne- baba sözü diye mi ne olacağı tutar! Amma velakin buradaki çocuklar bu bize yapma denilen her şeyi yapıyor ve burunları dahi akmıyor! Hayret ettim, ilk başta kaç insanı uyarasım geldi ‘sen o çocuğu öyle giydirmişsin ama donar bu çocuk bu havada!’ diyesim geldi. Bu havada tişört giydirilir mi diyesim geldi, hani bunu çorabı, battaniyesi diyesim geldi… kız kaç gün oldu bu çocuğun suratını yıkamayalı diyesim geldi… geldi de geldi, öyle görmüşük çünkü ama gel gör ki ne hasta olan var ne donan. Bizde hava durumundaki basit doğal olaylar bile korkunç algılanıyor, gök gürlese deprem olmuş gibi abartıyoruz. Yağmurdan kaçılır mesela değil mi, az biraz yağsın hayat hemen felç olur. Burada insanlar o gün yağmurun yağacağını bile bile işe babetle gidiyor, ayaklar vıcık vıcık suyla ıslanıyor ama aldırmıyor, sonuçta da ne hasta olan var ne üşüten. Kara kışın ortasında bir dolu milletten insan gördüm incecik bir tişörtle dışarılarda gezen. Mesela bende küçük yaşta sinüzit çıktığı için belli bir yaş aralığında rüzgarı görünce kaçtım, neymiş rüzgar sinüziti azdırırmış. Buranın deli bir rüzgarı oluyor ama geldiğimden beri ne zaman maruz kalsam hiç baş ağrısı yaşamadım. Hatta rüzgarla barıştım burada, tadını çıkarmaya başladım :) Vallahi ben arada sıkışıp kaldım, hangimiz doğru hangimiz yanlış bilemedim. Ama hava olaylarına dair tabularım yıkıldı. Rüzgar efil efil esse de yüzümde hissetsem diye, yağmur tam üstüme yağsın diye, azcık başıma güneş geçsin diye bekler oldum :)

IMG_20130829_083952

Hediye Değişim Kartı:

Bakın bu çok ilginç işte. Burada hediye değişim kartı diye bir şey yok :) Bizde olmadığını düşünemiyorum. :) Anında başlar, küsmeler darılmalar alınmalar, görümceler yengeler kaynatalar :) Burada birine hediye aldığında o kişi onu değiştirmek isterse fişini veriyorsun :) Evet kişi hediyenin fiyatını görüyor. Olağanüstü mü? Hiç de değil. Olması gereken bu bence. Madem fiyatı hediyenin kıymetini ölçmüyorsa o zaman neden fiyatını saklayalım ki? Ben kendimi bu olayın dışında tutuyorum çünkü çeşitli yabaniliklerim var. Geçen bir çiçek aldım birine, fiyatı üstünde verdim, ortamdaki kişiler dedik aa unutmuşsun etiketini çıkarmayı, ben de gayet rahat yoo unutmadım, üşendim diyiverdim :) Aslında gerçekten aldırmıyorum, hatta insanları biraz da böyle konularda şok etmeyi seviyorum sanırım. Fakat bu konuda yıkılan tabu burada toplum olarak fiyatı önemsememe olması. Sanırım biz de bu ve bu tip konularda bir rahatlasak fena olmuycak :)

IMG_20140723_170845

DSC_0582-1

İkinci el kıyafet

Şu yazımda da bahsetmiştim burada Charity Shop denen çeşitli yardım kuruluşlarının açtığı ikinci el elbise, mutfak eşyası, ev eşyası, kitap ve ıvır zıvır satan dükkanlar var. Türkiye’de olmasını çok arzu ettiğim muhteşem bir ekonomik sistem bu. Milli serveti koruyan, şuursuz tüketimi azaltan, aynı anda yardım bilincini oluşturan harika bir sivil toplum girişimi. Buralarda çok cüzi miktarlarda kıyafetler satılıyor. İnsanlar gidip sıfırdan kıyafet almaktansa bunları satın almayı tercih ediyorlar. Ben de antikalarına, ıvır zıvırına meraklı olduğum bu dükkanlara gide gele bir sürü şey görüyor beğeniyorum ama ikinci el kıyafet giymeye de çok sıcak bakamıyorum. Halbuki hiç mi başkasını eşyasını giymişliğim yok, elbette var, hele çocukken çok az sıfır eşyam olmuştur herhalde, yok biri verir, yok ablanınki küçülür, e sen de zaten hızlı büyürsün derken epey ikinci el hatta üçüncü dördüncü el giymişliğim var ama işte geldiğimdeki zihniyetime bakarsak kendimi bir türlü layık görmüyorum ikinci el kıyafet giymeye. Sen misin burnu bu kadar büyüten! Bir gün çook güzel bir keçe kovboy şapkası gördüm. Ayy dedim bir şey olmaz şapkadan, bir güzel siler kullanırım hem çok hesaplı. Ama diyorum hayatta kıyafet almam. Sonra bir bluz gördüm ama tam tarzım, o kadar sevimli, hafif kolay giyilebilir ki amaan dedim nolcak yıkanınca giyilir. Ama diyorum bluz neyse de alt kıyafet alınmaz. Sonra bir pantalon gördüm o kadar az kullanılmış ki neredeyse yepyeni, bırakılmaz bu dedim. Ama diyorum her şey giyilir ayakkabı giyilmez :) Bilin bakalım noldu kendimi en son desenli kovboy ayakkabısı bakarken hatırlıyorum… Velhasıl bu tabu da böyle yıkıldı.

DSC_0580DSC_0583

Asla asla demeyin efenim! Ya da çok istediğiniz şeyler için asla  diyin belki olur, gerçi ben denedim o zaman olmuyor :)

DSC_0713

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s