İçimizdeki çocuk mu, içimizdeki olgun insan mı?

Okurken eşlik etmesi için neşeli bir melodi seçtim sizin için Guy Viseur’dan:

Üniversitede bir oyun okumuştuk (Only drunks and children tell the truth- Drew Hayden Taylor), oyunda Kızılderili ve Amerikalı modern insan üzerinden kültürler arası farklılıklar teması çok güzel işlenmişti. Aklımdan yıllarca çıkmayan bir tespit vardı orda. Kızılderili kişi, modern kültürdeki birine diyordu ki siz hep içinizdeki çocuğu yaşatma telaşı yaşıyorsunuz, halbuki biz içimizdeki olgun insana ulaşmaya çalışırız. Gerçekten de böyle popüler bir olgu var hiç sorgulamadığımız. Her yerde bir içindeki çocuğu yaşatma, pohpohlama vurgusu var. Kafama takılıyor, acaba bunu başka meselelerle mi karıştırıyoruz.

atlastan hayaller

Peki konu bu kadar basit mi? İyi hoş, çocuksu bir ruh halinde olmak, çocuksu bir hafiflikle dünyaya bakmak, çocuklar gibi geçmişin olumsuzluklarını taşımayıp gelecek için endişe duymamak bence de marifet. Keşke bir çocuk gibi tasasız olsam, bir çocuk gibi anı yaşasam, bir çocuk gibi kalbim sevmek ve sevilmek coşkusuyla dolu olsa…

Ama her şımarıklığımıza, her hatamıza ‘içimdeki çocuğu yaşatıyorum ben!’ kılıfı uydurmak da safça bir kendini aldatmaya gidiyor. Kötü niyet yok belki bunu dile getirirken ama son zamanlarda toplumun karakterine hataları karşısında sorumluluk almayan, davranışlarının sonunun nereye varacağını kestirmeyen, patavatsızlıklarını sevimli görmeye başlayan bir hal yerleşiyor… Halbuki toplum zaten bundan çekiyor ne çekerse. Çocukça davranmakla çocuk gibi neşeli olmayı karıştırıyoruz.

Neşeli bir insan olmak çok güzel bir şey. Özellikle günümüzde, aranan özellik doğrusu. Kendi adıma sürekli mutsuz, herşeyi bir olumsuzluğa bağlayan, habire şikayetlenen insanların yanında uzun süre kalamıyorum. Kendim de böyle bir insan olmaktan imtina ediyorum. Bırak sürekli olumsuz olmayı, bir anlık bir mutsuzluğuma bile şahit olsun istemiyorum insanlar. Hayır güçlü görünme gibi komplekslerim yok. Sadece o zaman kötülüğü yayarım diye korkuyorum ve bir de insanlarla hep iyi bir his paylaşma tutkum var benim… Neşeli insan çekiyor bir ortamda, yüklerinizi alıveriyor sanki, dünyaya tatlı bir kaygısızlıkla bakıyor… Benim rahmetli dedem böyleydi biraz, ciddi ve vakurlu dururdu fakat ince esprileriyle yanındakileri rahatlatır, ortama gülücük katardı. Bu yüzden neşeli insan çok kıymetli, sevelim ve koruyalım onları. :)

Ancak toplumda neşeli insan kadar, en az onun kadar, olgun insana da ihtiyaç yok mudur efem? Olgun deyince çatık kaşlı, somurtkan tipleri anlamamak lazım tabi. Hani vardır ya bir ailenin akıl danışılanı, o aileye en güzel örnekleri hal diliyle aktaranı, ya da küçük yerlerde, köylerde vardır böyle halim selim, kimsenin kötü bir tek sözünü duymadığı ve her halükarda güvendiği, sorunlara hakkaniyetli çözümler getireni… Hani vardı ya Ekmek Teknesi’nin Nusret Babası heh onu diyorum işte… Böyle insanları arıyor gözüm yıllardır. Bir anlaşmazlıkta ailede kolayca birbirimize giriveriyoruz, kavgalar, küslükler gırla. Herkesin güvenini kazanmış, adaletine güvendiği biri de çıkıp demiyor ki gelin şuraya oturun da bir anlatın derdinizi. İşte o içindeki çocuğu yaşatmayı sorumsuzluk gibi algılamanın sonuçları bunlar.

Çünkü elmalarla armutları da karıştırdık gibi geliyor bana. Şımarıklık, insanlar hakkında edebi aşan yorumlar yapma, patavatsızlığı ‘ayol benim içim dışım bir’ kulpu takma çocuk kalmak, içindeki çocuğu yaşatmak değildir efenim. Keza olgun olmak da somurtup durmak, ciddi olacam diye etrafını kasmak, latifeden anlamamak değildir. Olgun olmak meselelere olması gerektiği kadar kıymet vermek, adalet konusunda taviz vermemek, yeri geldiğinde gülmek ve güldürmek, yeri geldiğinde ise çevredekileri düşünceye sevk etmektir. Dengeli olmak ve dengede kalmaktır. Dürüst yaşamak, yaşadığı toplumun vicdanı olmak, özü sözü bir olmak, hatalarını kabul edebilmek, gerektiğinde özür dilemek, gönül almak, gönül köprüleri yapmak, paylaşmak ve ne olursa olsun olumsuzluklara yenilmemektir. Olgun olmak her an olduğundan daha iyi biri olmaya çalışmaktır.

Şimdi tüm bu yanlış anlamaları doğruya çevirecek insana ihtiyaç var. Hepimiz kendi ailemizde bu olgun ama aynı zamanda neşeli insan olsak? İçimizdeki çocuk diye kendimize yutturduğumuz çiğliklerimizi bir kenara koysak da çocuksu bir neşeyle, olduğumuzdan daha olgun olmaya çalışsak? Hadi tutuverin bir ucundan da şu meseleyi çözek. Batı’dan devşirdiğimiz çiğ sloganlarda hayat bulmanın yerine insan olmanın hakkını versek. Aydınlık bir yüzle, adil ve umutlu bakışlarla, geniş karınlı, uçsuz bucaksız bir gönülle, en çok çocuklardan ilham alan ama kemale ulaşmanın hedefiyle hareket eden bir güzel insan olsak çevremizde…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s