‘Delilik Ülkesinden Notlar’ dan Notlar

‘Delilik Ülkesinden Notlar’  eski yeşilçam senaristi, eski solcu ve eski bir ateist, kendi deyimiyle ‘ama yeni bir mümin’ olan Ayşa Şasa’nın yazdığı iki kitabından biri. Kitap kendi şahsi yaşamımda bugüne kadar gözlemlediğim fakat dile bir türlü getiremediğim bir sıkışmışlığı, kalıba konmuşluğu, bunalmayı ama sonunda aydınlığa ulaşmayı, durulaşmayı özetliyor. Sanki yazar hepimizin yerine haykırıveriyor modern insanın içinde bulunduğu gerçeği. Kitap, bence herkesin okuması gerekliliğinde, kendi adıma tüm zamanların en iyileri listesinde, kendi düşünsel dünyama büyük katkısı olan bir eser. Geç kalmış bile hissettim ama her şeyin bir zamanı olduğunu düşününce tam zamanıymış dedim. Altını çizmedik çok az yer bıraktım ve burada da bazı çarpıcı noktaları paylaşmayı görev bildim. Çünkü ‘Paylaşılmayan hakikat hakikat değildir!’ (Baudelaire)

DSC_0756

 

İşte buradayım. Göz alabidiğine uzanan Hayret Yaylasında. Rabbin ağzı dualı seçkinlerini, muhabbet ve meşverete hazırlanan kardelenlerle yaseminleri temaşa ediyorum…yukarılarda, aşağılarda on sekiz bin alemin cümbüşü sürüp gidiyor…

Rabbim hayretimi artır…

(Bu aslında Peygamberimizin (s.a.v) bir duasıymış. )

DSC_0976

 

Yüce, aşkın değerlerin varlığına hakikate sırt çevirmiş Hümanist kültür, modern insanın kulağına, kendisinin alemin merkezi olduğunu fısıldamış, ona ilahlığını beyan etmiş zuhur eden büyüklük hezeyanının ağırlığına dayanamayan insanoğlu, tüm dengesini yitirerek bu kez iki adımda bir küçüklük hezeyanlarının mikromaninin girdabına yakalanmaya yüz tutmuştur. Modern yalanın bedelidir bu.

 

 

DSC_0796

Çünkü modernite insanın fıtri özlemlerine cevap vermiyor. Cevap vermediği için de insana baştan sona bunalım getiriyor. Her insan arayışa çıkamıyor. Fakat herkeste gayrişuuri bir rahatsızlık var. Belki bir kademe sonra bu rahatsızlık şuurla da fark ediliyor.

admin-ajax

 

 

Dünyevi kafalar ölüm kelimesini bir yok olma, bir uyuşma, bir kaybolma olarak algılıyorlar. Halbuki dini muhteva içerisinde ölüm, asıl hayattır.

DSC_0519

Kuru mantığın ölüp kalbi idrakin, yani bütün melekelerle eşyayı idrak etmenin canlanması. Bu, ebedi hayatın başlangıcı oluyor.

DSC_0904

Bize hiç bir şey öğretmediler.

Yaşamın ilahi bir mucize olduğunu, yaşamın her anında ilahi menşeli ayrı bir mucizenin vuku bulduğunu, şu ağzımızdan çıkan konuşmanın, şu kulağa gelen sesin, şu bakan gözün, şu idrak eden aklın, bütün bunların, trilyonlarca mucizevi zuhurattan sadece bir kaçı olduğunu bize anlatmadılar. Hayatın ilahi harikulade bir armağan olduğunu, yüce bir gaye içerdiğini, yaşamanın insan olmanın sonsuz bir baht olduğunu…

DSC_0264

‘Sen farkında mısın, nefsin sana devamlı haksızlığa uğradığını söylüyor! Oysa şöyle düşün: Gözün gören bir et parçası,kulağın işiten bir et parçası, beynin düşünen bir et parçası, kalbin sana hayat pompalayan bir et parçası…Alem bunun gibi inanılmaz mucizelerle dolu.’ Halbuki biz modern insanlar, alemin harikuladeliğine yabancılaşıyoruz ve çok yavan bir hayat yaşıyoruz.

DSC_0250

Tasavvuf adamlarına göre en büyük amaç, kalbin zihin ile irtibatlandırılmasıdır.

Her dua karşılığında ruhumuzda bir canlanma olur. Her ibadet karşılığında ruhumuzda bir mayalanma gerçekleşir; ‘feyiz’ denilen, manevi ve görünmeyen bir kuvvet, bir nur tecelli olur.

Geçtiğimiz Haziran vefat etmiş Ayşe Şasa, Allah rahmet eylesin, iyi ki eserleri var bazı insanların, yaşarken tanışamasanız bile eserleriyle sohbet edebiliyorsunuz…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s