Yokluğun Mutluluğu

Geçen biri bizden bir şey istedi. Herkeste kolayca bulunan bu şey bizde o anda yoktu. Ağzımdan bir çırpıda çıktı: Yok! Önce cevabın olumsuzluğu soğuk bir hava estirdi. Nasıl olmazdı, herkeste vardı, bizde niye yoktu? Olacak şey değildi ama birden o pek kıymetli şeyin yokluğu bana çok güzel hissettirdi. İyi ki yoktu, ne mutluydu! Birden huzuru hissettim derinden ve sonrası mutluluk!

Belki tuhaf gelir kimine, ama olmayan şeylerimle çok mutlu hissediyorum kendimi bazen. Hayatımda bazı şeylerin olmaması korkusuzca sevince boğuyor beni. Ulaşılmaz biri değilim ilkin. Herkesle bir, herkes gibi, herkese yakın biriyim. Fazlalıklar insanı insandan, dahası kendinden uzaklaştırıyor çünki. Kendime yakın, insana yakın hissediyorum kendimi. İnsanlarla aramda bir dolu şey olmaması mutlu ediyor beni.

Bir lamborghinim yok mesela ve olmaması bir insanı ne kadar mutlu ederse o kadar mutluyum işte. Beni kendine esir eden bir arabam, evim vs. malım mülküm yok. Onun yerine tıngır mıngır ihtiyacımı gören bir düldülüm, tanımadığım bir çok kişiye kapısı açık olan bir evim var, ve her ikisi de olmasa da olur rahatlığında gözümde. Çünkü bir sırt çantasıyla yaşama gibi bir özentim var!

Hata payı bırakmayan ve çevresindekileri acıtırcasına ezen bir özgüvenim yok mesela. Kendi halinde yarım yamalak ve hata yapan, hata yapmaktan korkmayan bir özdirencim var onun yerine ve evet bir çoklarının aksine ben bundan dolayı mutluyum. Çünkü gelişim odaklı yaşamayı, merak ve heyecan duygusunu kaybetmemeyi ‘çoookk özgüvenli’ olmaya tercih edebilirim. Ve bundan mutlu olabilirim. Heyecan demişken, çok bilgili olmadığıma da mutluyum. Her an öğrenme yolunda olmak, çok bilgili biri olmaktan daha çok mutlu ediyor beni. Şaşırma ve hayret etmeyi, bildiğine çok güvenmeye tercih ederim yine.

Tuhaf gelecek belki yine ama evde az yiyeceğimizin olması çok yiyeceğimizin olmasından daha çok mutlu ediyor. Az yiyecek paylaşma sorumluluğundan azade daha özgür bir his veriyor. Çok yiyecek varsa kafam çok meşgul oluyor, azaltmadan rahat edemiyorum. Bir kaç gün önce evde iftara misafirlerimiz vardı. Kadın doğasında var olan o durdurulamaz ‘aman bol yapayım hissiyle’ bir sürü şey yaptım. Tabiki çok fazla şey dokunulmadan kaldı. Ertesi güne de bir yere davetliyiz ve sonraki gün yine misafirimiz var dolayısıyla taze yemek yapmak istiyorum. Genelde yemek arttığında gelen misafire verebilirsem veririm. Ama o gün o da olmadı. Gün boyu düşündüm durdum ben bu yemekleri napıcam diye. Milyonlarca insanın açlık çektiği bir zamanda israf olacak diye ödüm patlıyor. Verecek kimse yok, buzluğa atılacak cinsten değil, kafamda habire dolanıp duruyor bunca yemekle napacağım diye. Sonra birden kapı çalıyor, ihtiyaç sahibi biri diyor ki yemek var mı? Nasıl bir tevafuktur ya Rabbim, olmaz mı diyorum, havalara uçuyorum. Benim için fazla olan bir şeye ihtiyaç duyan bir başkasını karşıma çıkaran mucizeye şükrediyorum. Bu nasıl bir döngüdür, nasıl bir organizasyondur ki her şey yerli yerine oturuyor. Şükrediyorum vicdanımın sızısını semalara çıkarana, beni benden iyi bilene…

Hele az eşya! Nasıl bir güzelliktir. Çok eşya hasta ediyor beni! Dekorasyonda ferahlığı ve sadeliği hiç bir şeye değişmem zira. Bu da ancak az eşyayla sağlanıyor. Bir yerleri doldurmaktan, habire eşya almaktan hiç hoşlanmam. En zor başardığım şeylerden biridir eve eşya almak. Bir şey alınacaksa kendimi onun çok elzem olduğuna ikna etmem aylar alabilir. O kadar ağırdan alırım bu konuyu, almamak için türlü bahane bulurum. Çok ihtiyaç olduğunu düşünüyorsam da bir an durmam o ayrı. Aksi şekilde fazla eşyanın varlığı ise batar. Şu an elimde bir kaç takım yemek tabağı var mesela, bazılarından kurtulmanın yollarını düşünüyorum habire. Onlardan kurtulduktan sonraki mutluluğu iple çekiyorum!

Keyif denizinin içinde kaybolmayı da sevmiyorum. Keyif kelimesini de pek sevmiyorum. Kendimi keyfin kollarına bunca rahatlıkla bırakmak dünyada acı çeken bunca insan varken mutlu edemiyor beni. Keyif çayı, keyif kahvesi denince gözümde değerini ve hatta keyfini düşürüyor o maddenin. Bir kahveyi içerken çok keyif alabilirim evet, hatta keyfinden fotoğrafını bile çekebilirim ama buna isim takmak hoşuma gitmiyor. Keyif kelimesi geçmedi mi daha keyifli oluyorum aslında. Belki hunharca içi boşaltıldığı için bu kelimenin bilemiyorum… ‘Keyfi’min olmaması bazen çok mutlu ediyor.

İşte yine çok insanın aksine zengin biri olarak ölmektense yoksul biri olarak ölmeyi tercih ederim. Varlık içinde paylaşamadan ölmek kahrederdi beni. Halbuki ne mutlu bu dünyadan tek bir çöpün peşine düşmeden gidene. Zenginliği ruhunda arayıp, çokluktan ve varlıktan sıyrılabilene. İşte öyle maddi manevi hafif yaşayabilmek dileğiyle!

2 thoughts on “Yokluğun Mutluluğu

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s