Bu milletin iki büyük hastalığı var…

‘Bu milletin iki büyük hastalığı var.’ demişti bir yazar, kimdi hatırlamıyorum.

Birincisi şekilcilik. Yıllar önce underground bir karikatür dergisinin kapağında şu başlığı hatırlıyorum: ‘Her uzun saçlı potansiyel metalci değildir! Her metalci potansiyel satanist değildir!’ gibi bir şeydi. O zamanlar bir satanist furyası vardı. Ya insanlar sataniste benzediği için dayak yiyor ya da kendine satanist diyen birinin kedi kurban ettiği gibi haberler çıkıyordu. Başörtüsü meselesinden başka uğraşacak bir ‘şekil’ bulduysalar demek! Bir tür korku toplumu oluşturmanın yollarına taşlar döneşiyordu. Malum Reha Muhtar’dan dinliyorduk haberleri…

Bu dergi kapağı çok iyi özetliyor(du) aslında toplumsal bakış açısını. Şekille yargılamaya öyle sevdalıyız ki her başörtülüyü potansiyel rejim düşmanı kategorisine koyuyoruz. Her makyajı abartılı hanım ‘aa bilmem neye benzemiş’ diye pat diye bambaşka bir konuma yakıştırıyoruz. (Bunu yapan tipler ayrı bir itici gelir ya) Öyle çok, öyle hastalıklı yapıyoruz ki bunu artık biri hakkında fikir belirtmenin vazgeçilmez bir parçası oluveriyor şekle göre yargılamak. Şekille yargılanmayan kalmıyor, şekille ağırlayıp şekille yolluyoruz gelip geçeni. Şekiller toplumsal kodlara dönüşüyor öyleki. Namazında niyazında olan birinin yanında hemen şekil değiştiriveriyor ‘ben aslında namaz kılarım, sübanekeyi de bilirim’ i sıkıştırıveryoruz cümle aralarına. Ya da şekilciliğimizi bilip de yıllarca bunu sömüren kötü niyetli insanların öğretilerine uyup edepsizce olduğunu bile bile ‘namaz mamaz kılıyor ama kim bilir ne haltlar karıştırıyordur’ u eklemeden edemiyoruz. Aslında o kadar kötü niyetli değiliz ama işte nasıl oluyorsa her dindarı şeriatçı, her kürt vatandaşı pkklı, her ermeniyi hain, her holding sahibini hortumcu, her bürokratı ikiyüzlü, her dilenciyi varyemez sanıveriyoruz! Kodlamışız ya bir kere, iradeyi saf dışı bırakıyoruz.

İkincisi unutmak iyi kötü her şeyi unutuyoruz. Milletin tapusunu satanı da, ömrünü millete faydalı olmak için tüketmiş olanı da unutuveriyoruz. Unuttuğumuz için de habire karıştırıyoruz elmalarla armutları. Unuttuğumuz için kolayca elden çıkarıyoruz. Kolayca inanıyoruz her söylenene. Bir akıllı ‘falanca daha dün bunu yapmadı mı la’ diyene kadar da uyanmıyoruz. Uyansak da sersemlikle kara ipliği ak iplikten güpegündüz vakitte seçemiyoruz. Haksızlıkları, hukuksuzlukları, adaleti, fedakarlığı ve yapılan iyiliği hemmen unutuyoruz… Öyle fena unutuyoruz ki dün ceketimizi çalanın bugün elini sıkıyoruz. Öyle fena…

Bu millete ne yaptılar bilmiyorum ama şekilciliği -bunun cabası olarak da ‘-ci, -cı, -cu’ eklerini kelimelere zimmetlemeyi- iyi bellettiler bize. Bu arada hafızamızı çaldılar. Kısa bellekle idare ettiğimiz için bu kadar hızlı değişiyor ülke gündemi. Sevgili Alatlı, afazi koydu bu hikayenin adını.

İyileşmezsek, kokuşmuş bir huysuz varlığa dönüşeceğiz ki bu da hiç hayır değil…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s