Film tavsiyesi: Once (Bir Zamanlar) – ‘Falling Slowly’

‘Once’ filmini izledim ve çok sevdim. Bana ‘Begin Again’ i çağrıştırdı bu film. Aslında bambaşka bir havası var Begin Again’den ama onu seven bunu da sever gibime geliyor.

Film cep telefonuyla çekilmiş kadar acemi çekimlere sahip, ama o acemilik sıcaklığı, samimiliği de getiriyor beraberinde. Takılmayıp izlemek gerek. Hikaye çok tanıdık, kendimizden, dünyanın herhangi bir şehrinde geçebilir, yaşanabilir olağanlıkta. Ama asıl akış o kadar doğal ki oyuncularla arkadaş olduk gibi hissediyorum, özleyecekmişim gibi hissediyorum onları, her ne kadar isimleri geçmese de hikayede.

Filmin müzikleri, hikayeye ait aslında ve oldukça başarılı. Sokak sanatçıları sıcaklığında ve herkesin sevebileceği bir sadelikte. Gerçekte de The Swell Season adında bir grupmuş bu ikili, ama şu an aktif değilmiş grup. ‘Falling Slowly’ çok tatlı şarkı biz de bir çalıp söylemeyi denedik hatta, öyle hoşumuza gitti. Buraya da ekliyorum birkaç sevdiğim şarkıyı, iyi seyirler.

 

Ferah bir Aralık sabahı..

Geçen Aralık ayından farklı olarak daha geniş bir eve uyanmış olmanın az bir huzurunu hissettim bu Aralık sabahı. Mekan genişleyince herşey birden huzurla dolmuyor tabi, de yine de güzel hissettirdi bu sabah.

İki odalı bu ev yüksek bir binanın son katı. Kış akşamları tam bir Uğultulu Tepeler. Rüzgarlar dans ediyor etrafında evimizin, kahkaları duyuluyor gece vakti. İki odasında da güneş ışıklarının girmek için yarıştığı büyük camlar. Tam bir Güney cephe evi. Tüm gün hava açıksa güneş evin içinde geziniyor soldan sağa. Uyandıktan sonra salona gidip bitkilerimi, kızçelerimi selamlamaya bayılıyorum. Bitkilerimi koyacak yerim var bu nasıl büyük bir lüksmüş! Bütün gün evcilik oynar gibi vakit geçirebilirim onlarla. Doldurmak istiyorum evin her yerini, kafamı çevirdiğim her köşede bir yaşam enerjisi olsun istiyorum.

Pencereler martı uçumu hizasında, camın önünde süzülen martılarla göz göze geliyoruz sık sık. Çirkin bir otopark var tam pencerenin karşısında, ama dev gökyüzünü seyretmeye engel değil. İlk zamanlar pek sevmemiştim bu otoparkı, ama şimdi barıştım sanırım, rahatsız olmuyorum ondan, gökyüzüne odaklanmaya çalışıyorum. Zaten öyle muhteşem günbatımları yakalıyoruz ki şükretmekten bayılacak gibi oluyorum. Ben böyleyim biraz, sevdiğim şeylere rastlayınca delirten bir sevinçle doluyorum, o deli sevinci ancak şükretmek teskin ediyor.

Yine şurası da şöyle olsa burası da böyle olsa diyor elbet insan, eşyalar zevkimin çok gerisinde şimdilik ama şu an bana verilen bunca lütuf zaten şükredebileceğimin çok ötesinde. Olursa olur, olmazsa da memnunum halimden. Zaten çok zor zamanlardan geçtiğimiz bu günlerde herşey gözüme öyle basit ve fani geliyor ki, ha zevkime göre olmuş ha olmamış, çok da fark yok arasında. Onca sıkıntının arasında, üzüntümü hafifletmeye çalışan kocam, evin içini eşyadan çok güzel anılarla doldurmaya çalıştığımız emek dolu günler var. Daha ne istiyim, sıkıntılar geçsin, herkes iyi olsun!

I long to be back home again

Son altı ayımı bu şarkıyı dinleyerek, kendimi bularak, Barış abi bana mı yazdın diyerek geçirdim.. Instagramda paylaşmak istedim lakin şarkı telif hakkına girdiği için müsade etmedi. E ben de Barış abiyle aramızdaki gönül bağını belgeleyemedim. O zaman dedim şuracığa koyayım. (burda da izin vermedi :/ , neyse şarkının kendisini ekledim) 2017’min soundtraki olarak kalsın. Zaten bu albüm -daha önce şurada paylaşmıştım- benim hayatımın soundtrack i olabilir.

Şarkının sözlerini de eklemesem olmaz tabiki:

Leaving on a first plane home
My trials are over
Mr. Pilot, take me back
It’s in your power

Take me to the one I love
Stayed here long enough
I long to be back home again

Little darlin’, we’ll be kissing
Little darlin’, youl’ll be missing
Little darlin’, all my love for you

Little darlin’, I’m so homesick
Little darlin’, coming back quick
Little darlin’, bringing love for you

I long for your warm touch
Skyways and byways
Reach out for my sour
Skyways and byways

We’ll hide ourselves always
With you I’ll always stay
I need to touch your soul again

Little darlin’, we’ll be kissing
Little darlin’, youl’ll be missing
Little darlin’, all my love for you

Little darlin’, I’m so homesick
Little darlin’, coming back quick
Little darlin’, bringing love for you

Little darlin’, viens dans mes bras
Little darlin’, jai envie de toi
Little darlin’, all my love for you

Little darlin’, we’ll be kissing
Little darlin’, youl’ll be missing
Little darlin’, all my love for you

Little darlin’, yo te quiero
Little darlin’, pronto vuelvo
Little darlin’, all my love for you

Little darlin’, I’m so homesick
Little darlin’, coming back quick
Little darlin’, bringing love for you

Uzakta.

Çok zamandır içimden yazıyorum diyeceklerimi. Kısaca, bazen biraz uzun ve huzursuzca. Daha kendim okumadan siliveriyorum hemen.

Kolay zamanlardan geçmiyorum, anlatsam hak verirsiniz bana, hatta kimsenin hak vermesine ihtiyacım olmadığı kadar inanıyorum buna. Ama anlatasım yok. Böyle çocukça ergensi hallere girip gizemli takılmak da aptalca duruyor biliyorum fakat hem yaşadığım sıkıntıyı dökme isteği karşısında duramıyorum hem de söyleyecek takatim yok. Arada bir yerde gidip geliyorum.

Zaten bu ara en sık yaptığım şey gelgitlenme. Bir gelgit- gitgel- gitgelme nasıl yaşanıra artık iyi biliyorum.

Böyle tutuklu bir hal geldi üstüme. Eskiden içinden geldiği gibi yazan, yaşayan, paylaşan ben, o ben değilim şimdi. Şimdi içimden gelenler tanıdık değil. Başka biriyle yaşadığını sanacak kadar başka birine dönüştüğümü hissediyorum. Öyle yabancı tavırlar yapıştı üzerime. Her an halime, tavırlarıma, kalbimden geçen bunca olumsuzluğa şaşırıyorum. Herkes kadar, herkes gibi felaket zamanlarında içimde yükselen öfkeyle tanışıyor, onun beni ele geçirişini kimi zaman uzaktan izliyor, kimi zaman da ele geçirmemesi için içimden yakarırken buluyorum kendimi.

Yaşam sevinci nasıl kaybedilir, bir insanın kendini iyiye güzele doğru yöneltme çabasından nasıl uzaklaşır, sessiz öfke merhameti nasıl susturur, dark side’da nasıl geçilir hepsine vakıf oldum son tahlilde. İnsanın kendini insan etmesi dünyanın en zor işi. Bitmez bu savaş kolay kolay, hep sürer herkeste, her an, ama ben şahsen bu kadar sınırlarla tanışacağımı düşünmemiştim evvelden. Meğer insanlar böyle böyle kayıp düşüveriyormuş, gaddarlaşıyormuş, kalp böyle katılaşıyormuş, acımasızlık vicdan sahibinin vicdanındaki merhameti yok edebiliyormuş, en önemlisi inancı kaybetme- kazanma savaşı böyle veriliyormuş. Ben hep kendimi o olduğum yerde, uslu uslu, iyi niyetle, ‘çok iyi bildiğim şeylerle’ ve doğrucu halimle kalacak sanıyordum, hep orda kalıcam ve hiç sınanmayacağımı sanıyordum. Ne zavallı bir düşünceymiş bu. Zavallı aptallığım..

Şimdi ne idüğü belirsiz bu rüzgarların ortasında savrula savrula buralara gelmiş pehh. Demek inanç savaşını da vermem gerekecekmiş, hiç kolay olmayacakmış, elim kolum kopacak, ağır yaralanacakmışım demek.. Daha bitmedi biliyorum ama bitene kadar ben ne halde olucam onu kestiremiyorum. Bazen kendimi ‘nolur beni kapından ayırma allahım’ derken buluyorum. Yaralansam da, çok şey kaybetsem de burada kapında kalayım.

İnsanları izlemek onları gözümden düşürmeye sebep olduğu için gözümü kulağımı da kapattım. Halleri tavırları öyle boş ve pervasız ki, tüm dertleri kendilerini mutlu etmek ve günlük tatminiyet ihtiyaçlarını karşılamak. Herkes bunu başka bir kılıfta yapıyor ama başka bir noktadan onlara bakınca hepsinin aslında neyin peşinde olduğunu ve sempatik görünümlerinin aksine ne kadar sığ ve bencil olduklarını görmek zor değil. Tiksintili bir hal geliyor böyle görünce. Bu çiğlik ve aymazlık tiksinmeme yetiyor. Hiç öyle yaradılanı sev yaradandan ötürü ulviliğinde de takılamıcam çünkü bana göre yaradılan o kadar da sevimli değil. Üzgünüm belki de ben göremiyorum. Hatta artık sufi pozlarında dünyayı sürekli kardeşçe yaşanılan hoş bir yer görenlerden de aynı şekilde kaçmak istiyorum, bu gerçeklerden bihaber sürreal hal midemi bulandırıyor. Zaten bir süredir ahkam kesip, yüksek perdeden akıl verme, kutsal bir öğreticiliğe soyunma hali  beni uzaklaştırıyordu ama son zamanlarda artık iyice tahammül edemiyorum bu çok bilmişliğe ve aynı anda aymamışlığa.

Bir devinim, bir dönüşüm var neye evrilecek diye merakla bekliyorum. Sanırım merak en güçlü hissettiğim duygulardan biri bu dönemde. Bir de önceden bildiklerimin, öğrendiklerimin sınavını vermeyle, tatbik etmeyle ilgili hafif bir heyecan hissediyorum. Ama çoğu zaman üzgünüm, çünkü yaşarken zor, dert uzaktan akıl verirken taşıması çok kolay da başına gelince sınavını vermesi çok, çok zor.

Gönül ferahlığı ve aklı selimlik diliyorum kendime.

 

Bisikletlendik!

Kısacası nasip, uzuncasını anlatıyorum:İki hafta kadar önce bankada randevum var Patrick’le, bizim işler için görüştüğüm bankacı, her zamanki gibi büyük bir sevecenlikle karşılıyor, buradaki bankacılık sistemini bilmediğimden dolayı sorduğum en abuk sorulara bile sabırla,tane tane anlatarak cevap veriyor. O günün güzel geçeceği onun yüzümde bıraktığı gülümsemeden belli sanki. Çıktım bankadan, semt olarak sevimsiz bulduğum ama renkliliğine de hep hayran olduğum bir sokakta başka işimi yetiştirmeye vakit var diye ne zamandır uğramadığım charity shop’lara bakayım dedim. Şöyle eskitme bir mont istiyorum, tercihen bir annane tarafından bırakılmış, hani sezon da bitti ya kesin güzel parçalar düşer diye bakınıyorum. Birinden çıkıp ötekine giriyorum ama yok istediğim gibisini bulamadım. Sonra bir dükkanda bakınırken bir kadın eşya bağışlamak için içeri girdi, elindekileri bıraktı ve tezgahtar kıza taşınmak üzere olduğunu elinde iki tane bisiklet olduğunu verecek yer bulamadığını ve onların kabul edip edemeyeceğini sordu. Benim kulaklar Midas bu arada. Kız bisiklet kabul etmediklerini söyleyip, daha büyük bir yardım kurumuna bırakmasını tavsiye etti. Geldiğimizden beri bisiklet diye sayıkladığımı, sadece bisiklet sevdası için değil hakikaten ulaşımımı kolaylaştıracağı için kenara üç beş biriktirdiğimi, her ne oluyorsa bir şekilde başka bir ihtiyaca gittiği için sürekli ertelediğimi, belki de bu dükkana giriş sebebimin bu olduğunu saniyeler içinde düşünüp atladım. Normalde hiç atak davranamam böyle şeylerde, hatta istemeye gireceği için çok çekinirim ama bunu bir işaret olarak algılayıp çıkarken kapıda yakaladım kadını. Ben talibim dedim, fiyat teklif ettim, taşınacağını için bisikletlerden kurtulmak istediğini, parayla uğraşmak istemediğini, ne kadar hızlı gelip alırsam o kadar mutlu olacağını söyleyip adresini yazıverdi kağıda, ertesi gün gidip aldık ama nasıl oldu da bisikletimiz oldu şaşkınız. Hem de iki tane! Bakımlarını yaptırdık, elden geçirdik, boya alıp hafif paslanmış yerlerini elden geçirmeyi, bir de karpuz örüp direksiyona asmayı düşünüyorum. 🍉😜Olayı nasıl romantize ettiysem en son bisiklete araba kokusu bakarken buldum kendimi. 😂 

Umut Hikayeleri -1

İki yıla yakındır garip bir koleksiyon yapıyorum. Böyle halka arz etmediğim birkaç garip koleksiyonum daha var, ama bu başka.

Bir ya da bir buçuk sene önce ülkece çok zor dönemlerden geçiyorduk, bombalar, kaos, çocuklara ve kadınlara yapılan olumsuzluklar had safhadaydı. Hemen her gün şoklar içinde kaldığımız olaylar yaşanıyordu ve toplu bir şekilde deneyimlediğimiz bu umutsuzluk, bu toplumun bireyleri olarak bizlerde derin kırılmalar yaşatıyordu. Benim de özellikle çocukların yaşadıklarından çok etkilendiğim, hasta olacak kadar kafaya taktığım bir dönemdi. Sanırım ileride 2015 ve 2016 yı böyle hatırlayacağım. O dönem o kadar kaybolmuştum ki haberlere bakmaktan artık nefes darlığı yaşamaya başladım.

Sonra bir gün kırılma noktası yaşatan bir haberle karşılaştım. Uzun süredir unuttuğum bir duyguyu hatırlattı bana bu haber; umudun getirdiği neşeyi. Dedim ki bi dakka ya, herşey kötü değil, hep kötü olmayacak dünya, iyiler de var ve ben yanlış algılıyor olabilirim ama belki de kötülerden daha çoklardır ve iyilerin çoğalması bizzat benim, ve diğer herkesin, umutlu olmasına bağlıdır.

Sonra bu haberi aldım sakladım. Kıymetlim olmuştu bu haberdeki hikaye, umutsuzluğumu iyileştirdi, kalbimi onarmaya vesile oldu diye çok hürmet ettim, tanıdıklarımla paylaştım, paylaştıkça etkisini daha kuvvetli hissettim ve daha çok sevdim. Bir süre geçti bir başka hikayeyle karşılaştım, aynı duyguyu yarattı içimde, ve hemen onu da arşivledim. Böyle böyle derken bu umut dolu hikayeler birbirini çağırmaya, heybemde toplanmaya başladı, ben de ‘Umut Hikayeleri’ koydum ismini. Hatta o dönem sosyal medyada kadınların oluşturduğu bir sivil dayanışma grubu aracılığıyla insanlarla paylaşalım dedik ama sonradan olmadı. Şimdi burdan zaman oldukça, elime geçtikçe paylaşmak istiyorum bu topladığım hikayeleri. Kim bilir, başkalarının da ihtiyacı vardır belki.

Belki birçoğunuz zaten görmüştür bu haberi. Haber eski olabilir fakat etkisi her okuyuşta tazeleniyor, garanti veriyorum.

Haber şöyle:

Kendini kurtaran adam için 8 bin kilometre yüzüyor

Dünya, her yıl 8 bin kilometre yüzerek kendisini kurtaran adamın yanına onu görmeye gelen pengueni konuşuyor.

fft107_mf7299620Radikal – Güney Amerika Macellan pengueni olan ‘Dindim’ 2011 yılında Rio de Janeiro yakınında bir adanın sahiline her yeri petrolle kaplı bir şekilde çıkar. Adanın yerlisi, önceden duvar ustası olarak çalışmış şimdi ise balıkçılık yapan Joao Perreira de Souza pengueni can çekişirken görür ve yardım etmeye karar verir. Minik penguen Dindim ve 71 yaşındaki Joao’nun arkadaşlıkları burada başlar.

Joao ölmek üzere olan pengueni alır ve yardım etmeye çalışır. Tüylerindeki petrolü temizler, onun eski sağlığına dönmesi için elinden geleni yapar. Penguen için balık tutar ve onu besler. Bir hafta sonra penguenin artık sağlığına kavuştuğunu düşünür ve onu ait olduğu yere yani denize bırakmaya kara verir fakat penguen gitmek istemez.

Penguenin gitmek istememesinin ardından Joao ve Dindim beraber yaşamaya başlar. Joao, penguene Dindim ismini o zaman koyar. 11 ay beraber yaşadıktan sonra Dindim ortadan kaybolur. Fakat Dindim birkaç ay sonra geri gelir ve balıkçıyı bulur. 5 yıldır Dindim ve Joao yılda 8 aylarını beraber geçiriyorlar. Joao , Dindim’in geri kalan zamanlarda Arjantin ve Şili kıyılarına çiftleşmeye gittiğine inanıyor.

Penguen her yıl, Şili ve Arjantin kıyılarından Brezilyaya 8 bin kilometre yolu yüzüyor.

Joao ise: ‘Hiçkimsenin kendisine dokunmasına izin vermiyor. Kendine dokunmak isteyen olursa onu gagalıyor. Onu beslememe, balık yedirmeme izin veriyor. Her zaman herkes bir daha dönmeyecek diyor fakat o her sene geri dönüyor. Her yıl Haziran ayında gelip Şubat ayında gidiyor. Her yıl daha sevecen oluyor, beni gördüğüne mutlu olduğunu hissediyorum’ diyerek penguen hakkında duygularını anlatıyor.

Yazı ve fotoğraflar şu linkten alınmıştır: http://www.radikal.com.tr/hayat/kendini-kurtaran-adam-icin-8-bin-kilometre-yuzuyor-1526545/